KOBİ’ler gerçekten ekonominin lokomotifi mi?


Özellikle son 10-15 yıldır, bankacılık sektörünün KOBİ’lere yönelik olarak geliştirdiği kredi paketleri, sektörün bu girişimci kütlesine artık önemli bir müşteri grubu olarak baktığının açık bir göstergesi. Öte yandan, küçük ve orta ölçekli şirketlerin hem eğitim, hem de mali konularda desteklenmesi amacıyla oluşturulmuş KOSGEB de, KOBİ tanımını eskisine göre ciddi anlamda genişletip destek ve teşvik çalışmalarına da yeni bir boyut kazandırmış durumda.

Yakın geçmişte ortaya çıkan bu iki önemli gelişmenin de etkisiyle olsa gerek, KOBİ’lerle ilgili ne zaman bir toplantı yapılsa, toplantıya katılan konuşmacıların kurmadan geçemediği meşhur bir cümle dikkatimizi çekiyor; “KOBİ’ler Türkiye ekonomisinin lokomotifidir”, ardından da şu geleneksel cümle ekleniyor “… ancak, KOBİ’lerin finansa erişme konusunda bazı sıkıntıları var. Bankacılık sektörüyle beraber resmi ya da yarı resmi tüm ilgili kurumlar KOBİ’lerin finansa erişimini kolaylaştıracak tedbirleri almalı, düzenlemeleri yapmalıdır”.

Peki, hakikaten durum böyle midir? Yani KOBİ’lerin en büyük sıkıntısı, kredi ya da teşviklere ulaşma, onlardan yararlanma güçlüğü müdür?  Soruyu başka bir şekilde yeniden soralım; günümüzde KOBİ’lerin destek ve kredilere ulaşmasının önündeki engeller büyük ölçüde ortadan kalktığına göre, söylenildiği gibi, KOBİ’ler Türkiye ekonomisinin lokomotifi haline gelmiş midir? Bu sorunun cevabı oldukça önemlidir. Çünkü KOSGEB’in TÜİK verilerine dayanarak 2009’da yaptığı hesaplamalara göre Türkiye’de sanayi sektöründe faaliyet gösteren yaklaşık 412 bin KOBİ faaliyet göstermektedir ki, bu çok önemli bir sayısal büyüklüktür.

Şimdi, İstanbul Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası’nın (İSMMMO) hazırlayıp yayınladığı “KOBİ’ler değil, büyükler büyüyor” başlıklı araştırmadan bazı bölümler alarak yazımıza devam edelim…

kobi“…İSMMMO’nun İSO verilerine dayanarak yaptığı hesaplamalara göre, en büyük ilk bin sanayi kuruluşu içinde ilk 500 sanayi kuruluşu hem katma değerde, hem karlılıkta, hem de ihracatta ardından gelen ikinci 500 kuruluşa büyük fark atıyor. Asıl ilginç nokta ise ilk 500 kuruluşun ekonomideki ağırlığını düzenli olarak artırırken istihdamdaki payını düşürmesi…”

Yukarıdaki alıntıda açıkça görüldüğü gibi, KOBİ dünyasını temsil eden yüz binlerce firmaya karşılık, Türkiye’nin en büyük ilk bin sanayi şirketi, ama özellikle ilk 500 şirketi, düzenli olarak milli gelirdeki payını artırıyor. Üstelik bunu yaparken, Türkiye ekonomisinin en büyük sıkıntılarından biri olan verimlilik meselesinin de üstesinden geliyor. Kişi başına üretim miktarı, kişi başına yaratılan katma değer olarak açıklanan verimlilik en büyük bin firma dışında hala önemli bir problem olarak Türk iş dünyasının önünde duruyor.

Nasıl? Bir yanda bin, diğer yanda da neredeyse 500 bin.

Belki de artık meseleye,  niceliksel değil, niteliksel olarak bakmanın zamanı geldi. Çünkü KOBİ’lerin sayıca çokluğu, ya da eskisine göre çok daha kolay finansmana erişebilmesi, onları maalesef ekonominin itici gücü haline getirmeye yetmiyor.

KOBİ’ler acaba aldıkları teşvik ya da kredileri doğru alanlara yönlendiriyor mu? Yani bir küçük ya da orta ölçekli firma sahibi, sermaye dahil tüm kaynaklarını verimli kullanabiliyor mu, istihdam ettiği işgücünün verimliliğini sağlayabiliyor mu, kurduğu iş ile ilgili geçerli bir nedeni var mı, yoksa “bu işte para var” diye mi o işe girişti, yeterince müşterisi var mı, ya da müşterilerini mutlu edebiliyor mu, yerel, ulusal ya da uluslararası pazarlarda rekabet avantajlarına sahip mi, şirket bir sonraki kuşağa geçebilecek güçlülükte mi…

Her KOBİ sahibinin yukarıdakilere benzer pek çok soruyu kendisine sorup dürüstlükle cevaplandırması, yaşadığımız dönemde her zamankinden daha önemli. Dünya ölçeğinde top yekun bir daralmanın daha uzun bir süre devam edeceği düşünüldüğünde, tüm girişimciler, ama özellikle KOBİ sahipleri, sayısal bakış (krediler, destekler, süreç iyileştirmeler) açısını biraz daha arka plana atıp, şirketlerin ana faaliyet konusu olan “pazarlama”ya odaklanmak zorunda. Çünkü eğer ürününüzü satın alacak müşteriler yoksa, süreçlerinizi iyileştirmeniz ve yönetmeniz hiç bir şey ifade etmez. Eğer size büyük bir aşkla bağlı sadık müşterileriniz yoksa, alacağınız destek ya da kredilerle işinizi büyütme hayaliniz hiçbir işe yaramaz. Eksiksiz ve tam olarak tatmin olmuş müşteriler yaratarak sürdürülebilirliği sağlayacak “gülümseyen” bir organizasyona sahip değilseniz, yaptığınız ya da yaptırdığınız organizasyon şemalarının da hiçbir anlamı olmaz!

Önümüzdeki ay, özellikle KOBİ’ler için gerekli olan “pazarlama odaklı bakış açısı”nın şifrelerini çözmeye devam edeceğiz…

Facebook Comments

mm

Nesteren Şencan Görgülü hakkında

Nesteren Şencan Görgülü, nitel araştırmalar konusunda uzman danışman olarak çalışıyor. Koçluk formasyonu ve deneyimlerini “derinlemesine mülakat” tekniğiyle harmanlayarak geliştirdiği tekniğini kullanarak firmalar için analizler gerçekleştiriyor. Pazarlama ve satış ekiplerine mentorluk yapıyor, özellikle KOBİ'lerde satış ve pazarlama departmanlarının kurulması konusunda danışmanlık veriyor.